DÜNYA VE TÜRKİYE

Arıların kapalı tohumlular grubundaki çiçekli bitkilere bağlı olması nedeniyle varlıkları bu türlerin varoluşuna kadar götürülmektedir. Buna göre arılar milyonlarca yıldır yeryüzünde bulunmaktadır. En eski arı fosilinin 80 milyon yıllık olduğu tahmin edilmektedir(1). Afrika ve İspanya’daki bazı kaya resimleri, insanların çevrelerinde arıların uçuştuğu ağaçlardan ve kayalardaki oyuklardan bal topladıklarını göstermektedir. Eski Hint, Mısır, Yunan, Roma, Sümer, Babil ve Hitit uygarlıkları incelenirken de arı ve balla ilgili önemli bilgilere rastlanmıştır. Mısırlılar ve İsrailoğulları da arıcılıkla uğraşmışlardır. Romalılarda arıcılık gelişmiş, tanrılarına bal sunumu yapmışlardır. Yunanlılar da arıcılığı Mısırlılardan öğrenmişlerdir. Eski Yunanlılar ölülerini bal içerisinde saklamışlardır.

Milattan 400 yıl önce Hipokrat balı tedavide kullanmıştır. Eski Hint hekimleri de baldan ilaç olarak yararlanmışlardır. İspanya’da arkeolojik kazılarla ortaya çıkan 15 bin yıl öncesine ait olduğu tahmin edilen bir mağarada petekten sızan bal resimleri bulunmuştur. İtalya’da çok eski bir mabette koyu bir hamur haline dönüşmekle birlikte özelliklerini korumuş halde bal bulunduğu bildirilmiştir(2).

Anadolu uygarlıklarında da bal önemli bir yer tutmaktadır. Efes Artemis’ine verilen en son isim “Kraliçe Arı” idi. Hititlerde arı hırsızlığına karşı ağır cezalar uygulanmaktaydı. Kutsal kitaplarda da bal ve arı örnek verilmiştir(3).

Orijinleri Afrika, Orta Doğu, Uzak Asya ve Avrupa olan bal arıları Amerika kıtasına Avrupa kıtasından transfer edilmiştir. Özellikle 1800’lü yılların sonlarında taşınabilir kovanların geliştirilmesi ile arıcılık faaliyeti Amerika kıtasında yaygınlaşmıştır. Benzer şekilde araştırmacılar 1900’lü yıllarda diğer bölgelerden Avrupa’ya deneysel amaçla bal arısı nakletmişlerdir. Ancak nakledilen türler yeni yerlerine adapte olamamışlardır(1).

Arıcılık tarihinde 1800’lü yılların ikinci yarısından sonra arıların üremesi konusunda yapılan keşfin, geliştirilen hareketli kovan tasarımının, temel petek kalıplarının yapılması, bal süzme makinesinin icadı, larva transfer yöntemiyle ana arı yetiştirme tekniğinin keşfi gibi çalışmaların büyük etkisi görülmüş, 1926 yılında ana arılarda yapay döllenmenin bulunuşu ile de önemli gelişmeler sağlanmıştır(3).  

Dünya’da arıcılığının gelişmesine paralel olarak ülkemizde de gelişmeler sağlanmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren bu konuda atılım yapılmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gazi Çiftliği’nde bal özü verilen çiçeklerin yetiştirilmesini istediği ve ilk ciddi arıcılık çalışmalarına örnek olduğu bildirilmektedir (3). Modern fenni kovanlara geçişin hızlanması ile birlikte arıcılık gelişmiştir. Türkiye’de 1943 yılında yaklaşık 1.100.000 olan kovan sayısı 8 milyona ulaşmıştır. Ülkemiz bu koloni varlığı ile dünyada Hindistan ve Çin’den sonra üçüncü sırada yer almaktadır. Göçer arıcılığın yaygınlaşması da bu sürece çok önemli katkıda bulunmuştur. Son yıllarda arı ürünlerinde çeşitlilik ve koloni verimliliğinde artış sağlanmış, bal başta olmak üzere tüm arı ürünlerinde katma değeri yüksek ürünler elde edilmeye başlanmıştır(4).

1. Crane, E. 2009. Apis Species: (Honey Bees), In: Encyclopedia of Insects (Second Edition), VINCENT H.R nd Carde, R.T. Edition, Academic Press, ISBN: 978-0-12-374144-8, doi:10.1016/B978-0-12-374144-8.X0001-X, sayfa:31-32.
2. Sarıöz, P., 2006. Arı Biziz Bal Bizdedir. Dünden Bugüne Türkiye’de Arıcılık. Stil Matbaacılık. İstanbul.
3. Yurtoğlu, N. 2017. Cumhuriyet Türkiye’sinde Arıcılık Faaliyetleri, Tarih Okulu Dergisi Sayı:30; sayfa: 187-219, Kemal Şağban’ın  “Büyük Arıcıları Tanıyalım-III, Dr Johann Dzierzon”, Arı, Sayı: 6, Cilt: 3, Yıl: Haziran 1947, s. 81-86 yayınına atfen bildirmektedir.
4. Korkmaz, A., 2017. Anlaşılabilir Arıcılık. Ceylan Ofset. Samsun.